“Kötü biri olduğumu düşünmüyorum. Fakat kötülüğün bir kaynağı var mı diye hep merak etmişimdir. Bazen kendi kendime eğer kötülüğün aktığı kaynağı bulabilirsem gider orayı kuruturum diyorum. Üstelik bunun için feda etmem gereken bir şey varsa hiç çekinmeden feda ederim. Zaten neyim kaldı ki? Nefes alıyor olmanın dışında neyim var? İnsanlara olan güvenimi, ailemi, kardeşlerimi, aşkı, sevmeyi, sevilmeyi yani birçok insan için sıradan olan bu harika ayrıcalıkların tümünü kaybettim. Bunda benim bir suçum yoktu. Her şey “kötülük” adı verilen o şeyden kaynaklanıyordu. Bu yüzden ben kötülüğün kaynağını canım pahasına kurutmak isterdim.”
Yaşadığım onca şey sonunda insanlar hep bana KÖTÜ KADIN dedi. Sanki her şeyin tek suçlusu benmişim gibi davrandılar. Ben de her şeyi olduğu gibi yazdım. Sizce ben Kötü Kadın mıyım?
Ve
SİZCE KÖTÜLÜK NEREDE BAŞLAR?

Ben Gönül Demir.
Karanlığın içinde kaybolmadım, onunla konuştum. Gömüldüm sandılar, oysa dikilmişim. Toprakla buluştuğum yerde, kelimelerim filizlendi. Acı, benim mürekkebim oldu. Kırıldığım yerlerden ışık sızdı; oradan yazdım.
Ben insanım; düşen, yanan, dirilen bir kalp. Yazdıkça kendimi buldum, sustukça çoğaldım. Kelimelerim bazen dua, bazen lanet; ama her biri, varoluşun içinden süzülen hakikatin sesi.
Görünmeyen dünyalar bana sırlarını fısıldadı. Ruhun gözle değil, kalple gördüğünü öğrendim. Şimdi her satırım, görünmeyene atılmış bir adım.
Ben Gönül Demir; acıdan yaratılmış bir mucizeyim. Ve Amelie Faustus’un kalemiyle yazıyorum:  Karanlığa bakarken ışığı unutmayanların diliyle.
Sana bu yazıları içimde çocuklarına sahip çıkmayanonların hayatları ve gelecekleri ile ilgilenmeyen anne ve babalara duyduğum büyük bir öfke ile yazıyorum.
Seni tanıdığım günden bu yana Sekiz yaşlarında bir kız çocuğunun etrafına şaşkınlık, korku ve güvensizlik duygusu ile bakan gözlerini yine senin çaresizliğin içinde umut arayan sorularını onlara gözlerim den yaşlar akarak izledim.
Yaşamak zorunda kaldığın sorular ben o muyum? O mu ben? Kabullendiğin o ben(miy)im?